kara kitap
... şehrin ışıklarına dönerken, felaket anlarında ölümü karşılamanın en mutlu yolunun bu olduğunu düşünerek uzak bir sevgiliye acıyla sesleneceğim: canım, güzelim, kederlim, felaketler zamanı gelip çattı, gel bana, nerede olursan ol, ister sigara dumanıyla dolu bir yazıhanede, ister çamaşır kokan bir evin soğanlı mutfağında, ister dağınık mavi bir yatak odasında, nerede olursan ol, vakit tamam, gel bana; yaklaşan korkunç felaketi unutmak için perdeleri çekili yarı karanlık bir odanın sessizliğinde bütün gücümüzle birbirimize sarılarak ölümü beklemenin zamanı geldi artık."
yukarıdaki satırlar türk edebiyatının en karanlık, en karmaşık, en ilginç kitaplarından birinden alıntı, orhan pamuğun "kara kitap"ından. herhangi bir yerinden alınmış herhangi bir paragrafıyla yukarıdaki alıntı benzeri bir ürperti, karanlık hissiyatı duyacağınız böylesine güçlü başka bir kitap daha var mı bilemem, ama kara kitabı okuduğum 1999 senesinden bu yana (yalnızca 15 yaşındaydım!) hayatımın en azından belli bazı bölümlerini onun sayesinde şekillendirdiğim gerçek. karanlık duygusunu, kaotik manzaraları, sarsıcılığı, hüsnü aşk-vari bir aşkı, "her kapısı, her bacası ayrı bir işaretler yumağı olan" olarak anlattığı istanbulu sanırım ilk ondan öğrendim
kısaca özet geçelim o halde; galip karlı bir kış günü karısını kaybeder, ve karısını bulmak için amcasının oğlu köşeyazarı celalin yazılarından yola çıkarak istanbulda karısını aramaya başlar. hüsnü aşk'dan mevlana ve şemis tebriziye, harflerin esrarını arayan hurufilerden istanbulun arka sokaklarındaki pavyonlarda birbirlerine hikaye anlatan insanlara, boğazın sularının çekildiği zamanlardan aladdinin dükkanına, herşey ama herşey karlarla kaplı karanlık ve kaotik bir istanbul manzarasında hayat bulur, galip gözleri yaşlı bir şekilde rüyayı aramaktadır. ve ayrıva insanın kendi olabilmesinin bir yolu var mıdır?
kara kitap hakkında yayınlandığından sonra çok şeyler yazılıp çizildi, ki tahsin saraçın ünlü eleştirisi de buna dahil. merak edip okumak isteyenler varsa şöyle buyursun.
kitabın ilk aldığım baskısının müthiş bir kapağı vardı, ne yazık ki onu kaybettim. işin ilginci googleda bile bulamadım, bulunca buraya koyayım. foto ise şimdiki kapak baskısı olmakta
hala hayatımda okuduğum en güzel kitap diyorum kara kitap için. her sene kış aylarında yeniden okuyorum onu, bir şölen gibi, ritüel gibi. belki değerini oldukça duygusal bir noktadan alıyor benim için, ama çocuklukta hayatımıza giren herşey bizim için birazcık öyle değil midir?