kpss sonucu


kpss açıklandı, 84.303 puan almışız. bu da demek ki istanbul zor, izmir zor, ankara belki zor, izmit göreceli, diğer kentlerin oluru var. destek verenlere çok teşekkürler. şimdi önümüzde tercih maratonu var, bakalım neler olacak

kpss


kpss sınavı yarın sabah. çalışmalarımızı öğlen yaptığımız bir idmanla bitirdik, maç saatini beklemeye başladık. ben diyeyim şampiyonlar ligi finali, siz deyin dünya kupası finali, maç çok zorlu geçecek. tam heyecan kasırgası anasını satiyim

benim için dua edin

kısa lark


kamyoncu sigarası diyen var, askeriye sigarası diyen var, hiçbirisi umurumda değil. stres manyağı olup aşırı sigara tüketimi yaptığım bir dönem yerini daha hafif olan kısa parlaimente bırakmıştı, onun haricinde 6 senedir içiyorum kısa larkı. bir hesap yapsam bu zamana kadar toplamda içtiğim kısa lark sayısından ürkerim. çok severim, başka sigara nadiren alırım

bu akşam öğrendim, lark kullanıcıları arasında tyler durden ve john lennon da varmış. hadi tyler durden neyse, john lennonla aynı ciğer zevkine sahip olmak gururumu okşadı

kısa lark foreva yani

rick wright


dışardaydım, eve bir döndüm ki herkesten mesaj: rick wright ölmüş

asla ulaşılamayacak bir noktayı oluşturan 4 adamdan biri işte, ve belki de aralarında karakter olarak en güzeli. kim ne diyebilir hakkında, ya da hakkında konuşulanların ne kadarı yetebilir?

yazacak birşey bulamadım cidden, hayat, ölüm, müzik iç içe geçti bu haberle, asla gerçekleşmeyecek bir sürü hayal da bıraktı arkasında. belki dave gilmour' u daha çok severim, ama bu ölüm onunkinden daha üzücü olacakbende kesinlikle, işin içine kırgınlık da giriyor çünkü

kırgın ayrıldı, waters' a da burdan selam olsun

toprağı bol olsun

arçil olmak

(sabah sabah aklıma aniden gelen isim, arçil...)

arçil belki hayatından memnundu, abisi nereye gitse onu da yakınına alma şartı koşuyordu, belki de çoğu zaman çok fazla çalışmadan geldiği nokta onun için yeterliydi, ama sorarım size; arçil olmak nasıl birşey hiç düşündünüz mü? ben geçenlerde düşündüm, çok da hoş olmasa gerek. "elin gürcüsüne bu hayat yeter de artar bile" diyenler için soruyorum, elinde avucunda tek bir yaşamı olan, ve o yaşamı boyunca "şotanın kardeşi" olmaktan ileri gidemeyen, ya da ne yapsa bunu aşamayacak olan bir arçilin dramı nasıldır, ne acıdır...

izlediğim kadarıyla (ki pek de hatırlamıyorum, izlenim olarak biraz) çok da kötü topçu değildi arçil, ama şanssızdı, yükselen kardeşinin yanında ezilmeye mecburdu, çaresizdi.

arçil olmak kolay değil, allah sabır versin tüm arçillere.

bu arada arçil ne demek be? arçil. arçil. peeh isme bak

eleanor rigby


the beatles' ın 1966 tarihli revoler albümünden bir klasik "eleanor rigby" ve her dinlediğimde beni kedere boğar. eleanor rigby' de kilisede çalışan, yanlız başına ölen ve mezarına kimsenin gelmediği eleanor rigbyden bahsedilir. ölüm anında hepimiz yanlızız, kabul, ama yanlız başına ölmek başka bir keder, başka bir acı. tarifsiz karanlık kaplıyor içimi.

beatles' ın büyük çalışması var bu şarkıda. ne majör-ne minör hava ve karanlık bir huzura sahip yaylılar ile enfes beatles vokalleri. karanlık etleniyor, şarkının içine sızıyor

post fotoğrafı eleanor rigby' nin liverpooldaki mezarından.

"all the lonely people
where do they all come from?

all the lonely people

where do they all belong?"

irish setter



bir sabah kalktım ve şunu düşündüm; bir köpek almalıyım! tüm planlarımın olacağı varsayımından yola çıkıyorum, ve yakın zamanda alabilirim diye düşünüyorum. evde benimle takılcak, arkadaş olcak falan... biraz araştırma yaptım ve irlanda setter' larına hasta oldum, çok güzeller, asiller ve manyaklık derecesinde hareketliler, belki tembelliğe alışmış bünyeyi de harekete geçirirler böylece. bay okhan çok yardımcı oldu sağolsun, flat coated retreiver tavsiye etti, golden retreiver da tabi klasik kusursuz ev köpeği olarak da seçeneklerim arasında. hayvan barınaklarına bakma fikri de geldi bay mahmuttan, ama insanın orada "ramazanda bedava iftar yemeği veren cami bahçesine gidip sevmediği yemeği de yemek zorunluluğuna kapılması" sendromuna kapılma olasılığı var, o da hoş değil. sonuçta en az 10 sene yanında kalıcak bir canlı alıyosun, onu benimsemek zorundasın, oyuncak değil ki bu

neyse ne diyorduk, irlanda setter' ı, lan ne güzel hayvanmış bu be! hastasıyım

kpss


önce rahatlık, sonra tutuşma, sona yaklaşırken yeniden rahatlık. ulan kpss, ya sen beni alırsın, ya ben seni. görüşücez

ilhan berk 1918-2008


ilhan berk tedavi gördüğü bodrumda 90 yaşında vefat etmiş. daha önce şu postla kendisinden bahsetmiştim, bu seferki bahsedişim ise çok üzücü oldu. bugünün ismi de bu olacakmış demek ki. allah rahmet eylesin



büyük şairdi

blake, ulver ve ecevit


ingiliz şair william blake, "aptal, aptallığında iyice dirense bilge olurdu" der. bu söz, bizi oturup düşünmeye zorluyor, ve evet, sonunda ona hak vermek zounda kalıyoruz. bilinçli yapılmış aptallığın kabul görmesini bir modern zaman saçmalığı olarak gören ben, bu sözden sonra sanırım düşündüklerimi yemiş gibiyim. evet blake taa o zamandan çizmiş işte gerçeği. hayatta bilinç varsa her şeye tolerans var

blake müzisyenleri de etkilemiş, kategorilenemeyen bir müzik grubu olan ulver' in "themes of william blakes marriage of heaven and hell" isimli bir albümü vardır. albüm grubun ilk dönemiyle 2. dönemi arasında sıkışmış gibidir.

ingiliz edebiyatını ülkemizde en iyi bilenlerden biri de bülent ecevit' tir bu arada. kendisinin 1940lar ve 50lerde yazıp dergilerde yayınladığı şiirlerde, şiir üzerine yazılarında bu gerçek öne çıkar.

ecevit dedik, aklıma dedem geliyor hemen. eveciti o kadar severdi ki, her seçim öncesi bizi yanına oturtup eceviti överdi. karaoğlandı o onun için, sonradan fiyakasını bozsa da. evindeki tuzluklar bile ecevit benzeri bir figür şeklinde alınmıştır.

sanırım bir veya bir kaç nesil aynı kanıdadır, aynı duygular içerisindedir ecevit hakkında. siyasetinin son döneminde bitmez gibi görünen kredisini yitirmeye başlamıştı, ama o her zaman karaoğlandı

ben mi? ben siyasetle ilgilenmiyorum. kişiler düşüncelerin üzerinde benim için

hayat devam ederken


dün akşam bay emrdeydim, magdalena olarak bir şarkı bitirdik, iki eski dost olarak yemek yedik, piizimizi yaptık, eğlendik. dün gece bir de halü gördüm ki dostlar başına! yanlız başıma uyuyorum, gözümü açtığımda gayet gerçekçi bir bay emre kafası bana bakıyor. fırladım yataktan, onun yattığı kata indim. uyandırmaya da kıyamadım, ki gördüğüm şey gerçek değil sonuçta, ayıp yani. paşa paşa yatağa geri dönüş

bütün gün uyudum, akşam ise sevinçle başladı, hüzünle bitti yine. imkansızlığı bu kadar zorlamam hem saçma, hem çocukluk, hem de bağımlılık yaratan bir tad bırakıyor dilimde. akşam bay emre aradı, "jacaszek" dedi, "beni çok kötü yaptı, ne kadar karanlık birşey bu!". eve çıktım, jacaszek açtım. bugünün adı da bu olacakmış; "jacaszek - treny". sizlere öneresim gelmiyor bu albümü, serdar ortaç dinleyin, mfö falan dinleyin siz. bana uymayın sakın

bir zamanlar fırtınalar estirirdim



bir zamanlar fırtınalar estirirdim - mazhar alanson


sözlerin altına imzamı atıyorum, ve şarkıyı kendime yolluyorum. yok yok, sadece kendime değil, bütün "bir zamanlar fıtınalar estirmiş" insanlara yolluyorum. saygılarımla


Bir zamanlar firtinalar estirirdim
Eskisi gibi degilim simdi degistim
Kumarim yoktur kavga etmem
Her gece barlara gitmem

Ne bileyim ben, ah ne bileyim ben

Bir kus kanatlanir su gönlümden
Çirpinir çirpinir da uçamaz
Gene bir davet çikarsa senden
Dönerim bilirsin asigim
Asiklar kaçamaz
Asiklar kaçamaz

Insan olmak yetmez yetmiyor zaten
Süpermen süpermen olmak lazim bazen

Nasil da yeniden asik oldum ben
Bu sevda bambaska avare eden
Ne bileyim ben

Bir kus kanatlanir su gönlümden
Çirpinir çirpinir da uçamaz
Gene bir davet çikarsa senden
Dönerim bilirsin asigim
Asiklar kaçamaz
Asiklar kaçamaz

Simdi benim adim ne olur ne olmaz
Bu isler artik bana inan ki koymaz
Kiminde az muhabbet kiminde naz
Sende ne var bende biraz

Ne bileyim ben, ah ne bileyim ben

Insan olmak yetmez yetmiyor zaten
Süpermen süpermen olmak lazim bazen

Nasil da yeniden asik oldum ben
Bu sevda bambaska avare eden
Ne bileyim ben

Bir zamanlar firtinalar estirirdim
Eskisi gibi degilim simdi degistim
Kumarim yoktur kavga etmem
Her gece barlara gitmem

aşk

ne garip şey şu aşk. meşru olamayan, hep ayrık kalmak isteyen, mutluluğun somut hali gibi görünürken aynı zamanda tersine de dönüşen. aşk sanki birşeye ulaşma anı, onu kovalama veya ona ulaştıktan sonraki huzur değil. zaten aşk huzuru da kovuyor, mutluluğu da. aragon "mutlu aşk yoktur" derken bundan bahsetmiyor muydu, ya da cemal süreya "mutluluğun aşkı olmaz, olsa da adını başka türlü koyalım, mutluluk diyelim, karı-kocalık diyelim, dostluk diyelim" derken? hem rekabetten doğan, hem huzur arayan ama doğası gereği ona hiçbir zaman ulaşamayacak olan

kaçmak isteyip de bile isteye içerisine daldığımız şey. hem onsuz yapamayıp hem onunlayken biten şey. ona sahip olmak onu elden kaçırmakla eş değer, öyle soyut, öyle elde tutulmaz. her insanın sonsuz susuzluğu, bitmek bilmeyen isteği ve bir anlamda imkansızı

nasıl da elinde tutuveriyor bizi. onu reddetmek de bir seçim, ama yine mutsuzluk var sonunda

"aşk; en büyük sayrılık, ve en büyük sağlık" demiş cemal süreya, katılmamak elde mi! 2008 ağustosunda, sıcak bir yaz gecesindeyim, tindersticks - hungry saw albümünü dinliyorum, bunları düşünüyorum ve bunları yazıyorum. aşk, musuzluk, huzur, acı; yaşıyoruz işte, buna şükür

geri dönüş


"ben şimdi diyorum ki
buna inanmak gerek
bir susam gibi boyuna sulamak umutsuzluğu
ve direnmek
hep direnmek adına..."

turgut uyar

ara

bir şeyler yazma, hikaye anlatma heyecanımın azalmaya başlamasıyla ve birçok şeyle alakalı bir durum bu, bir süre ara veriyorum bloga. zaten randımanım da azalmıştı, farkındaydım. ne zaman geri dönerim bilmiyorum, düzelince inşallh, kafamı toparlayınca, anlatacak yeni hikayeler bulunca. o zamana kadar hoşçakalın

doğum günleri haftasını kutladık

ilk olarak: cuma gecesi bay talentonunun doğum günü partisi vardı; bay emiri ve ömeri de gayrettepeden aldım da gittim. bay semih de ordaydı, özlemişim. semih ki 4 hayatımın en güzel ve garip senesinde aynı evdeydi benimle, çok kavga ettik, kalbini de çok kırdım galiba, ama her zaman çok sevdim onu, ilk bir kafede babamın zoruyla onunla buluşmamdan itibaren. neyse, hafiften güzel gibi ama biraz da sıkıcı gibi bir doğumgünü partisiydi işte; önce chicken last stop, ardından iskele üstü multi kazık deniz atı. kadın kısmına mekan ayarlatırsan böyle olur demek istemiyorum, ama öyle gibi biraz da. sırf iskele üstü ve haydarpaşa garını görüyor diye oturduğumuz yerde fiyatlara çok güldük(acı acı). ben bir boş kadeh ve kesme şeker aldım, bay davut ufak çay içti, emir diğerlerinin aldığı şaraba yancı oldu. ama kimse gece sonunda o balık ekmeği yememi engelleyemedi. bay talentoya, yani çok sevdiğim değerli kardeşime selam olsun, doğum günü de kutlu olsun

peki bitti mi? bitmedi tabi ki, komutan bay emrenin çamlıcadaki doğum günü partisine davetliydik ertesi gün. 10a doğru gittik, talento, bay emir, kız arkadaşı günsel ve ben. 80 kişi hesabı yapılmıştı ama ben en fazla 40 kişi falan görmüşümdür. kim kime dum duma havasında geçen ve "çok insanız neden gruplara ayrılmıyoruz?" düşüncesiyle kümelenmiş insanların olduğu bu nezih ortamda aklımda kalanlar; her yere koşan gizem, bay onurhanla ve bal muhabbetiyle geçen bütün bir gece, klasik emir ve günsel kavgası, uzun zamandır görmediğim güzel insanları (erkan, tarık, yavuz)görmem, baharın kısırı, tabaklarca kanepe, kasalarca bira, falan fişmekan. yorgunu, ter içindeyim, eve dönene kadar minübüste canımdan can gitti resmen. öpüyorum gözlerinden emrecim

hayat -11


- bay emirdeyim, bol bol cabal konuşuyoruz, combolar, skiller, serverlar. ardından sabah kalkma, güzel bir yemek yeme gayrettepede. güleryüzlü servis, muhteşem bir zeytinyağlı fasulye ve tekirdağ köftesi; gayrettepe adres köftecisi, öneririm. foto da bay emirin zeytinyağlı fasulyeye olan hörmetini görselleştirmektedir. akşama çamlıca; artık dört başı mahmur bir komutan olan bay emreyle ve çok sevimli kız arkadaşı gizemle akşam yemeği, viski, üzüm, kiraz ve tadında yenmeyen bir muhabbet. sonuç; 3 günlüğüne öksüz kalmış bir blog. hayat güzeldir

- aurelio betise gitmiş, guiza da fenere. aurelionun yokluğu çok ama çok zor dolar, guiza da müthiş faydalı olur. belki de türk futbol tarihinin en önemli transferlerinden ikisi yapıldı bu sezon, kewell ve guiza. birisi sakatlanmazsa takımı ayağa kaldırır, diğeri her türlü çok gol atar, çok canlar yakar. güzel, çok güzel

- eylülde sınavım var ve ben hala çalışmaya başlamış değilim! birileri beni gaza getirebilir mi acaba?

- hayatımda gördüğüm en müthiş sahnelerden birini gördüm geçenlerde, bay ömer bay emir ve bana spawnın kıyamet kopması ve cennet - cehennem savaşıyla ilgili serisini gsterdi, ağzımız açık izledik. o nasıl bir cennet, cehennem, kıyamet ve tanrı-şeytan tasviridir? bay emirin deyimiyle; "her karesi ayrı bir tablo gibi, saatlerce bakmak gerek!". mümkün olabilirse o seriyi bloga da almak isterim, bu harika zeka parıltılarını herkes görmeli

- üst üste doğum günleri bütçemi arjantin borsasına çevirecek gibi olsa da hayat güzeldir

- hayat cidden güzeldir

uruguay hava kuvvetleri uçuş 571


trofolo yu zevkle okurum, günlük takip ederim. son yazısında madımak faciasına değinmiş, arada da and dağlarına çarpan bir uçak ve yaşananlar hakkında bir link vermiş. okuyunca tüylerim ürperdi; dondurucu soğuk, arama çalışmaları durdurulmasına rağmen müthiş hayatta kalma azimleri, açlıktan... spoilerdan hızla kaçarak aşağıdaki linke tıklayalım, okuyalım öğrenelim

"ben bunu yeni gördüm linki" burada

hayat -10


- bilgisayarımda bir kaç parçayı yeniledim, nasıl değişti performans anlatamam. 250 ytl ye bir işlemci, bir anakart, bir kasa bir de ram. hepsi ortalama şeyler aslında, ama celeronlara alışmış bünyeye ilaç gibi geldi tabii

- eylülde kpss sınavına gireceğim, her yol oraya çıkıyor artık benim için. bilmiyorum meurluk benim için doğru olan şey midir, ama bir çıkar yoldur en azından, bir şeylerin ertelenmesidir.

- sabah kalktım; kesif bir koku, meğer evde badana boya işi var! babam çok sever böyle işlerle uğraşmayı, oğullarının da bu işleri sevmesini çok ister. ama doğduğumdan beri süregelen bu kronik olayın bizde yarattığı etki babamla aynı doğrultuda değil ne yazık ki. ben hep tembeldim, tembelliği zorla dikte ettirdim kendime belki de. işte sonuç; içerde boya badanayı zevkle icra eden bir adam ve diğer odada bu postu atan küçük oğlu. hayat işte

- geçen gün trende geliyorum, yanımızda etekli bir bayan var, önümde oturan adam kafayı çeviriyor ve uzun uzun bakıyor kadının bacaklarına. ama çok uzun bir süre, bana bir ömür geldi o bakış yani. nasıl bir cesaret örneğidir yahu? adama bir kaç kere "bakışlarının farkında olanlar var ayı" anlamına gelen dik bakışlar attım, arada utanır gibi oldu, sonra hoop yeniden. hayat dedik, bunları da kapsıyor işte

- okul bir sene daha uzadı.

hayat -9


- sınavlar sınavlar seyahatler izmirden gelen bay okhan ve 4 günlük gayrettepe komün hayatı. önümde bir sürü bütünleme var, kafam allak bullak. çok yorgunum, hem de üzerime acme örsü düşmüşcesine. geçecek tüm bunlar ama, biliyorum

- uni rock bünyesindeki opeth konserine sürüklendim, türkiye - hırvatistan maç günü. "orda maçı gösteriyorlarmış" vaadiyle kandırıldım, gerçekten de gösteriyorlardı, ama 100 kişilik yerde 1000 kişi vardı, üstelik ekranı bile göremiyorduk. tam dram! opeth için de dram tabii ki, adamlar taa isveçten gelmiş, büyük ligdeler artık, maç yüzünden az kişi izledi - salladı herifleri. geceden aklımda kalanlar; penaltılarda gol attıkça-hırvatlar kaçırdıkça ortalıkta zıplayan, oraya buraya saldıran metalci güruhu, mikael akerfeldt ve kötü esprileri, konser çıkışı bizim minibüsle opethi taşıyan minibüsün 20 dakika yanyana gitmesi ve karşılıklı etkileşimler, bay emrenin asker olmasına rağmen konsere gelmesi... şu maçı yarım yamalak izledim ya, ben ona yanarım

- geçenlerde bay emirden çarptığım ve milletin ağzı sulanarak baktığı müthiş dredg t-shirt' ümle 4 gün sabah akşam takıldım. t-shirt oldu sana yatma eşofmanı, ne değer bilmez adamım ben be

- değer bilmez adamım evet

- turnuva başında almanya alır diyordum. fransa grubundan çıkar, hollanda grupta sonuncu olur, romanyaya dikkat, hırvatlar süpriz yapabilir, c. ronaldo yalan olacak gibi tahminlerim vardı ki bakıyorum bazıları tutmuş, bazıları tutmamış. ama şuna nerdeyse eminim, almanyayı yeneceğiz biz, çok iyi top oynadığımızdan değil, bize uygun bir takım olduklarından. finalde ispanyollara yeniliceğiz, ama olsun. final de iyidir

- osjb yeni albümüyle geliyor, herkes dikkat olsun!

- "biliyor musun güçlü dağları görmenin zamanıdır
şimdi bir bağırsan çok iyi biliyorum
ya da üst üste silah atsan
kent tepinir belki bütün kuşlar uçar
belki değil mutlaka
ama
bir tanesi mutlaka kalır."

turgut uyar / acının coğrafyası